HAC YOLU 6

Mustafa KIRAN
Çayları demlemişlerdi.
Eklenme Tarihi : 23.08.2018Bu Yazı 581 kez Okundu

Hanefi Mezhebi kurucusu İmam-ı Azam'ın Camisinde ziyaret maksatlı 2 rekat şükür namazı kıldım.Türbesinde ruhuna dua okuyup bağışladım.Sabahın erken vakti olduğundan olsa gerek cami ve türbesini pek kalabalık görmedim.Ancak bizim otobüslerin müdavimleri vardı.

Hep birlikte sabah kahvaltımızı yapmak için, cami girişinde bulunan,stad kadar genişliği olan alana park ettik.

Biz külliyeyi gezerken hamarat arkadaşlar yere battaniyeleri sermiş,zeytinleri tabaklara koymuş, peynirleri dilimlemiş ,çayları demlemişlerdi.

Oturduk kahvaltı yapacağız ama ekmeği kırmak mümkün değil.Kurumuş taş gibi olmuş.Neyse " kolayı var ,suyun içine bırakıp biraz yumuşatır; öyle yeriz dediler.Öyle de yaptık ama sulanmış ekmekten bir tat almadık.

Kahvaltı biterken yamacımıza kara çarşaflı bir kadın yaklaştı.

-Men Türkem.Evde küçük çocuklarım var.Çok fakirem.Mene çocuklarım için biraz zeytin verebilir misiniz dedi.

Arkadaşlarla göz göze geldik.Ve ortada bulunan,ekmek olmadığı için katık yapıp çiğnenmemiş zeytin tabağını kaptığım gibi;ince ve dokunaklı sesinden sesinden genç olduğu sezilen kadına uzattım.Kadın elini uzatmış,tabağı tam elimden alıyordu ki;Yanı başımızda beliren bir erkekten

-Bunlara yiyecek vermek yasak diyen bir ses duydum.

Yan taraftan yaklaşan silahlı bir asker gördüm.Kadına çok kaba çıkıştı. Adeta azarladı.Onu yanımızdan kovdu.Tekrar bize döndü.

-Bunlar dilenci.Kesinlikle bir şey vermeyin dedi ve gitti.

Kadını aradım. Karşımızda bulunan dar bir sokak arasına doğru yürüyordu.Sokağın köşe başında çöp yığını vardı.Kadında tam o çöplüğe varmıştı.Bizim hacılara:

-Ben arabadaki zeytin tenekesini götürüp bu kadına vereceğim dedim.

Onaylarını almadan az ileride bagaj kapağı açık otobüse koştum.Zeytin tenekesini kaptığım gibi, çöp yığınının bulunduğu sokağa koştum.Çöp dağını geçtim.Arkasına dolandım.Meydanın görülmez olduğu bir anda kadını gördüm. Kadına durmasını söyledim.Durdu.Bir teneke zeytini hızlı bir şekilde kucağına koydum.

Geri döndüm.Arkadaşların neşelerinden anladım ki ziyadesi ile memnun olmuştular.

Otobüslere binip Bağdat'ı gezmeye başladık.Merkez bakımlı ama kenar mahalleler tek kat gecekondular dolu.Bizim Ankara'ya benziyordu.Üstelik bu mahallelerde henüz toplanmamış dağ gibi çöplükler gördük.Fırat ve Dicle'nin yan yana aktığı Bağdat'ta onlarca asma köprüler yapmışlardı.Bir saatten fazla Bağdat'ı dolandık.Bu arada istikametimizi şaşırdık,bir türlü şehirden çıkamıyoruz.İmdadımıza bir polis arabası yetişti.Bize eskortluk yaparak, arabalarımızı şehir dışına götürdü.

Yakıcı sıcak altında,hurma ağaçlarının dizili duble yol kenarından Hz Hüseyin'ın katledildiği Kerbela kentine doğru yol almaya başladık.Yaklaşık 100 kilometre sonra Kerbela kenti göründü.

Uzaktan ilk gözeme çarpan kubbeleri altın kaplama olduğu için parıldayan iki adet camisi oldu.Otobüsler Hz Hüseyin camisinin yanındaki alana park ettiler.Meydanda başka otobüsler de vardı.Beraber caminin içine girdik. Içi tamamen dolmuştu.Kadınlar kara çarşafla idi.Çoğu yakasını bağrını dövüyor,kimi de başlarını cami duvarlarına vurarak ağlıyordu.Birlikte Hz Hüseyin'ın türbesine geçtik. Dualar ettik,ruhuna bağışladık.

Öğle yaklaşıyordu.Namaz ve sair ihtiyaçlar için;bir saat kadar mola verildiği söylendi.Guruptaki 7 arkadaş Kerbela şehrini gezmeye,namaz kılacak cami aramaya koyulduk.200 metre batıda küçük bir camiye rastladık.
Caminin girişine iki sıra tahta oturak konulmuş, 8- 10 Iraklı ihtiyar bu oturaklara oturmuş sigara içiyordu.Oturakların arkasına dolaplar yapılmıştı.Bu dolapların içinde muska büyüklüğünde kilden kurutulmuş taşlar diziliydi.

Adamlara selam verdik.Camiye girdik.Cami içinde bulunan halıların arası kumlarla dolmuştu.Cami çok pisti.Kapı ve cami içinde bulunanlar bize hiç de hoş gözle bakmıyordu.Biz namazı bu kumlu halılara,onlar da dolaptan aldıkları kilden taşlara secde ederek kıldık.

Yolda bir at arabasında satılan buz kalıplarında büyükçe bir buzu parasını vererek satın aldık.Bir araba taşıtarak otobüslerin yanına gittik.

Bu acılık,acılı olduğu kadar da kasvetli Kerbela şehrinden buruk bir acıyla ayrılıp; bir saat daha batıda olan Hazar Gölüne vardık.Golün suyu mavi yeşil arası hafif bulanık.Birde sodalı olduğu söylendi.Tüm hacılar üstümüzdekilere bakmadan göle daldık.Gölde bulunan kalay renginde parlayan ufak balıklarla oynadık.Bir birimize su attık.Dışarıda bulunan harareti bu şekilde biraz olsun söndürelim istedik.Yarım saat gölde, yarım saat de kurumak için ağaçların altında bekledik.

devam edecek..

Arabamız yolumuzun en uzun ve yakıcı sıcağı olan Necef veya Kerbela çölüne doğru yollandı..

0

Mutlu

0

Mutsuz

0

Şaşkın

0

Ağlayan

0

Kızgın

0

Bayıldım
YORUMLAR
Yorum Yaz Sesini Duyur
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Aşağıdaki Bilgilendirmeyi Anladım ve kabul ediyorum:
IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Web Sayfamız sorumlu tutulamaz.
Yorum Kaydediliyor...
YAZARIN DİĞER YAZILARI

© 2012-2018 - Giresun Aksu

Tasarım ve Kodlama