Üniversite Meselemiz

İsa ÇOLAKER
Devletin her ile bir üniversite çalışması, ardın-dan özel sektör, kurumlar ve vakıf merkezli üniversite kuruluş...
Eklenme Tarihi : 04.11.2017Bu Yazı 455 kez Okundu

Devletin her ile bir üniversite çalışması, ardın-dan özel sektör, kurumlar ve vakıf merkezli üniversite kuruluş çalışmaları ile onlarca yeni üniversite açıldı. Elliden yüzlere varan üniversite sayısına ulaştık. Üniversitelerin olmazsa olmazı öncelikle hocalardır. Bir üniversiteyi değerli ve var kılacak hocalarıdır. Açılan birçok üniversitenin onlarca bölümü sadece kuruluş için gerekli hoca dışında öğreticileri barındırmıyor. Mekân ve mekânın iç bölümleri ile teknik alt yapı çoğunda bulunmamaktadır. Yani mekanı ve imkanı az olan bir üniversiteler sistemimiz oldu.

Lise eğitimin bile altında kalan eğitim sistemi, sınıfta kalmanın minimum seviyeye indirilmesi, özel- vakıf üniversitelerinin önceliği para kazan-maya verdiği için eğitim seviyesinin düşmesi, öğrencilerin sadece diplomaya endeksli bulunma çabaları sistemi giderek kapitalist- piyasacı ruhun tahkimi olmaya götürmektedir. Test kültürüyle kapımıza dayanan öğrenci gerçeği de işin bir ayrı tarafı. Meslek edinimini diplomaya indirgeyen anlayış ile birlikte bütün öğrencilerin üniversite diplomasını elde etme çabasına yöneltmektedir. Bu da zorunlu eğitimi 12 değil 16 yıla çıkartmaktadır. Artık üniversite diploması da yeterli olmamaktadır. Lisansüstü diplomalar ve harici belgelendirmeler merkezinde bir çalışma politikaları oluşmaktadır. Diplomalı ama, ilmihal kültürü bile olmayan bir nesille karşı karşıyayız.
Okullar bir kültürün, ahlakın, inancın ya da arayışın inşa edicisi konumundan uzaklaşmış bulunmaktadırlar. Kendilerini sadece öğrencileri ders merkezli başarıya endekslemiş haldedirler. Derslerde bile bilgiyi yenilemeyen, değişimi hedeflemeyen, bilgiyi zenginleştirmeyen, üretimi reddeden, taklit ve ezberi esas alan ders işleme metodu ile öğrenciler bilgiye değer veren değil, reddeden konuma gelmiş bulunmaktadırlar. Öğrenciler sadece kariyer ve statü peşinde koşan bireyler haline gelmiştir. Geç sınıfı, al puanı diyen bir isteksiz öğrenci realitesiyle beraberiz. Dersler seminerden çok, sanki sadece dinleme yapılan ruhsuz bir alan haline gelmiştir. Kendini marangoz gibi gören çok akademisyen biliyorum.

Okulları; öğrencilerin sabitlenerek robot haline getirildiği ve ıslah merkezleri olarak tasarımlamak-tan vazgeçilmeliyiz. Okul tasavvurunun değişimi kaçınılmazdır. Bilgilenme kaynaklarının çeşitlenmesi ile okulun misyonu ve vizyonu değişti. Bu değişimi okumadan halen 1940'lı aklın bakış açısıyla okulları değerlendiremeyiz. Ödev-seminer mantığıyla sürdürülen eğitim alanı, tam bir kuraklık olmuştur. Eskiden tıp puanına yakın puanlarla girilen bölümler; atalet ve isteksiz öğrenci tiplerinden dolayı, çok düşük puanlı öğrencilere ev sahipliği yapmaktadır. İdeolojik bir eğitim felsefesi de eklenince, ortaya vasat bir öğrenci ve kendini yenilemeyen akademisyen tipi ortaya çıkmaktadır.
Eğitimin toplumun bütün kesimlerinin beklentilerini dikkate alan, ideolojik- dini refleksleri olan, insani temelde, vicdani perspektifte, özgürleştirici olabilmesi için her kesimin tartışması şarttır. Sadece devlete bırakılan bir eğitim, bugünkü gibi olur. Halkı da eğitimin merkezine almakta yarar var. Fildişi kulesinden halka bakan, bildiğini okuyan bir eğitim sistemi sıradan yurttaşlar yetiştirmeye devam eder. Bu da bir tekrardır. Hem de pahalı bir tekrar. Eğitimin özgürleştirici bir tarafı olduğunu unutmadan, yeni anlayışlara ve felsefelere kapı açan bir eğitim anlayışına ihtiyacımız var. Oysa sınıflarımız dinleyen ama tefekkür ve tezekkür edemeyen öğrencilerimizle dolu. Okumayan ama bilgili olduğunu sanan bir insan yetiştirme düzenimiz var.

Üniversitelerimizin bir önemli meselesi de, kendine vazedilen düşünce sisteminin dışına çıkamamalarıdır. Yani düşünceler üretme yeri olması gereken üniversitelerimiz, maalesef, kendini tekrar eden düşüncelerle yoluna devam etmeye çalışıyor. Yazan, okuyan, düşünen bir üniversite ve öğrenci profilinden; birbirine benzeyen prototip öğrenci ve hoca düzenine doğru ilerliyoruz. Gazete dahi okumayan bir üniversite düzenimiz var. Kitaplığı rafine ve özel olmayan bir hoca profilimiz var. Derslere bile kitap getirmeyen bir öğrenci nesliyle nereye kadar! Kaldı ki verilen güdümlü ders kitapları ve ödev ürünleri bile okumayan bir kuşakla karşı karşıyayız. Farklı ve özgün düşüncelere açık bir üniversite eğitimi için, okumalarını ve eğilimlerini yenileyen bir hoca ve öğrenci düzenine ihtiyacımız var. Üniversite meselemizin içerden bir değerlendirmesi böyle oldu. Başka bir üniversite ve eğitim meselesi yazısında buluşmak dileğiyle.

0

Mutlu

0

Mutsuz

0

Şaşkın

0

Ağlayan

0

Kızgın

0

Bayıldım
YORUMLAR
Yorum Yaz Sesini Duyur
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Aşağıdaki Bilgilendirmeyi Anladım ve kabul ediyorum:
IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Web Sayfamız sorumlu tutulamaz.
Yorum Kaydediliyor...
YAZARIN DİĞER YAZILARI

© 2012-2018 - Giresun Aksu

Tasarım ve Kodlama